Merhaba herkese!
Duygularımı yönetme yolculuğunda ilk fark ettiğim şey, her insanın, bir döngü içinde belirli ritimde devam eden ve kendi içinde sıralı olarak sürekli değişen duygulara sahip olmalarıydı. Birbiri ardına sıralanmış duyguların geçişli halini izlerken, onları birer vagona benzettim. Yaşadığımız birbirinden farklı olaylara rağmen, duygular benzer döngülere sahiptir ve her birinin bir başlangıcı ve sonu vardır. Duyguların bir yolculukta olduğunu gördüğümüzde anlarız ki, zihnin içinde gerçekliğe uygun olarak yaratılan duyguları birer vagona koyabiliriz ve onların akış döngüsünü gözlemleyebiliriz. Duygulara karşı sadece izleyici olabilmek de mümkün.
Duyguları yaratabilen aslında biziz ve yaratabiliyorsak, onları istediğimiz gibi değiştirmek de bizim elimizde. Gün içinde, herhangi bir farklı gerçeklikle karşılaştığımız zaman, durum üzerinde uyanacak duyguyu ve o duygu içinde kaç saniye kalmamız gerektiğini de biz seçebiliriz. Geçen Nisan ayında Bodrum'da bir arkadaşımla otururken, bir adam tam gözümüzün önünde motordan düştü. Arkadaşım, kendisini bana yeni tanıtıyordu ve sanıyorum ki, diğer insanlara karşı duyarlı biri olduğunu düşünmemi istediği için düşen kişiyi gördüğünde, "aaaa bir şey oldu mu, umarım iyidir, tüh ya" gibi tepkiler verdi. Arkadaşım bu tepkileri verirken adam çoktan yerden kalkmıştı ve ben adamın motordan düşmesine karşı herhangi bir duyguya sahip değildim. Arkadaşımın verdiği tepkiler samimiyetsiz geldiği için de ona, "ölmedi sonuçta, ölse üzülürdüm, düştüğü için maksimum 1 dakika üzülürüm geçer" dedim. Arkadaşım da yüzüme baktı, "1 dakika çokmuş bence 30 saniye yeterli" dedi. Kendisi duygularını kontrol etmekte ve hangi duyguda kaç saniye kalacağını ayarlamakta o kadar iyiydi ki...ben de bu özelliği hemen ondan çaldım:)
Peki ya istemsizce beliren ve içinden çıkamadığımız "kötü" duygular içindeyken ne yapacağız?
Negatif duyguları yönetmek her zaman kolay olmuyor, ama önce fiziksel sağlığımıza bakmalıyız. Hormonlarımız dengeli olmadığında, kan değerlerimiz iyi olmadığında veya tiroid sorunları yaşadığımızda çok mutsuz hissedebiliriz. Üst üste mutsuzluk yaşadığınızı hissederseniz mutlaka doktora danışın. Sağlık sorunlarınız olmadığı varsayımı dahilinde kötü duygular içindeyseniz, negatifliğin içinde derinleşmek yerine, doğal akışınızda hayat içinde ilerlerseniz o kötü duyguların kendiliğinden yok olacağını bilmenizi isterim. Çünkü duygular sürekli değişir. Bunun bilincinde olmalı ve hiçbir zaman durup geçmesini beklememeliyiz. Sürekli hareket halinde, sürekli ilerleme halinde olmalıyız. Duyguları yönetebilmenin bir diğer kuralı "durmadan ilerlemektir." Bu bahsettiğimi sadece fiziksel ilerlemek olarak düşünmeyin, zihinsel ilerlemeyle kendinizi durmadan geliştirdiğinizde önünüzde bambaşka bir pencere açılıyor. Belki birden fazla pencere, hatta çok daha fazla kapılar açılıyor. Bana güvenin:)
Aynı zamanda, akış içinde ilerlerken her zaman pozitif, olumlu, neşeli olmayı beklemek gerçeklik dışıdır. Pozitif bakış açısına sahip olunmalı ama realiteden uzaklaşmadan, gerçekleri görerek ve iyi yöneterek hareket edilmelidir. Bazen kişisel gelişim işleri, diğer insanlar üzerinde "gerçeklik dışı bir pozitiflik" şeklinde algılanıyor. Ben bu algıya katılmıyorum. Tam tersi, bir insan kişisel gelişimle ilgilenerek gerçekliğe yaklaşır. Gerçekte kim olduğunu tanır ve kendini tanıyan insan, diğer insanları da kolayca tanıyabilir...böylece ilişkilerini geliştirir. Özünde hepimizin ne kadar benzer olduğunu fark eder ve farklılıklarımızla bir bütün olduğumuzu görür.
Yine bir zamanlar, araba yolculuğundayken tanıdığım biri "kişisel gelişimle çok ilgilenen insanların zamanla özgüven eksikliği yaşadığını" söylemişti. Bu fikre de kesinlikle katılmıyorum. Kişisel gelişimle çok ilgilenip kitaplar yazan, önemli programlara katılıp topluluklara hitap edebilen insanlar...kesinlikle özgüvensiz değiller:)
Yazının sonuna doğru yaklaşırken tekrar belirtmek isterim ki, insan hayat içinde sabit durduğunda (zihnen veya bedenen ilerlemek-değişmek-dönüşmek istemediğinde) kendisini ölüme terk etmiş gibidir. İnsan, hevesleri, mutlulukları, merakları olan canlı bir organizmadır ve sürekli hareket halinde olmalıdır. Hareket ettiği yönde, güzel ve iyi şeylere odaklanmalıdır. Daha çok sevmeli, daha çok aşık olmalı, olmadığını gördüğü bir ilişki içinde iletişime devam etmemeli ve hayat içinde oyalanarak zaman kaybetmemelidir. Çünkü, şu anki bilincimizle sahip olduğumuz sadece "bir yaşam döngüsü" içindeyiz ve süreç yeniden yeniden, durmadan devam ediyor. İlişkiler konusunda ise genellikle kendinizde eksik gördüğünüz şeyleri dışardan tamamlama ihtiyacı içine girip başka biriyle olmayı tercih ediyorsunuz. Aslında siz ne kadar tam olursanız, karşı tarafın sahip olduğu, onda sevdiğiniz ve beğendiğiniz özellikleri kendinizde yarattığınızda aslında ona pek ihtiyacınız olmadığını fark edeceksiniz. Birini seviyorsanız düşünün, "onun sahip olduğu neyi seviyorum?" Onun size sağladığı faydayı seviyorsanız, hemen kalkın ve o faydayı kendi kendinize sağlamanın bir yolunu bulun. Çünkü birine karşı duyulması gereken sevgi, "koşulsuz sevgi" bu değil. Koşulsuz sevgi, birinin varoluş halini hiçbir kişisel fayda sağlamaksınız sevmek demektir. Siz hiç Dünya'nın başka ucunda olan birini mutlulukla nefes alıyor diye sevdiniz mi? Ben sevdim:)
Konuyu iyice dağıtmadan burada kapatıyorum.
Hayat içinde hiçbir şeyin garantisi yoktur ve o belirsizlik hissi insanı yaşama bağlı tutar. Bizler yeter ki kendimiz olarak var olalım, erdemlerimizi yansıtmaktan vazgeçmeyelim. Mutlu olmak için, neşeli olmak için çok fazla ihtimal olduğunu bilelim, her gün yeniden bambaşka güzel hislere uyanmaya niyet edelim. Yeter ki yolda olma halinden vazgeçmeyelim.
Yolda olmak, yaşam içinde var olmak demektir. Sevgiyle yaşayalım ve sevgiyle her zaman yolda olalım!