Biraz önce, manikürcümün ısrarlarına dayanamayıp aldığım "çay ağacı yağını" tırnaklarıma sürdüm.
O keskin ama bir o kadar da saf koku burnuma dolduğu anda, sanki bir kapı aralandı içimde. Bir anda Bali’deydim. Ruhum, uzun zaman önce bıraktığım o sıcak, nemli havayı yeniden solumaya başladı. O rutubetin, o derin toprağın kokusu, oradaki anılarımı bir bir canlandırdı. Gözlerimi kapattım, kalbimle o yerlere geri döndüm. İçimde bir sıcaklık yayıldı, kalbimin derinlerinden bir titreşim yükseldi. Aşkı hatırladım. Ruhumun tamamen teslim olduğu o büyük, saf, yüce sevgiyi… O hissi yeniden yaşadım.
Bir an için, en derin dileğim canlandı içimde: Eş ruhumla ortadan kaybolmak. Dünyadan, gürültüden, zamandan uzaklaşmak. Sadece buluşmak, birbirimizi tanımak, sonra birlikte yok olmak.
Sonra kendimi o evde buldum.
Bahçesi yemyeşil, sessiz ama canlıydı. Kuş sesleri birbirine karışıyor, sabah güneşi yaprakların arasından usulca süzülüyordu. İçerideki havada taze kahveyle ıslanmış toprak kokusu vardı. Üzerimde ince, yumuşak bir elbise hissettim. Kumaşı yumuşacık... Güvenli, huzurlu, tanıdık.
Kapıyı açtım ve bahçeye çıktım, çıplak ayaklarım toprağa bastı. Serinlik içimden geçti, tatlı bir esinti saçlarımı savurdu. Burnuma yasemin çiçeklerinin kokusu doldu. Gözlerim güneşin yumuşak ışığında kamaşırken içimde bir şey genişledi.
“Buradayım,” dedim sessizce, “her şey yerli yerinde.”
Kalbim şükürle doldu.
Hayatta olmaya, hissetmeye, yeniden hatırlamaya…
O evin, o sabahın, o duygunun içinde bütündüm.
Ve sonra fark ettim, yalnız değildim.
Onu göremesem de yanımdaydı.
Varlığı, sessiz ama güçlü bir enerji gibi çevremdeydi. Kalbim onunla aynı ritimde atıyordu. O evde, o bilinmeyen ülkede, biz artık kaybolmuştuk.
Ama bu kayboluş bir yok oluş değil, bir birleşmeydi.
Birbirimizi bulmuş ve birlikte görünmez olmuştuk — ruhlarımız sonunda bir olmuştu.
Hiç tanımadan özlediğim ruhsal eşime...
en derin sevgilerimle,
aslı