Blog Listem

13 Temmuz 2026 Pazartesi

davranış, görünmeyenin dışarıdaki halidir

 "Size kötülük yapan birisinin acı çeken biri olduğunu fark edin. Mutlu insanlar kötü şeyler yapmaz."

Bu cümle sıkça paylaşılır. Kimileri onu fazla romantik bulur, kimileri ise koşulsuz doğru kabul eder. Oysa bence asıl değerli olan, cümleyi doğru yorumlamaktır.

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Mutlu olmak ile zarar vermemek arasında doğrudan kurulmuş bilimsel bir denklem yoktur. İnsan davranışı bundan çok daha karmaşıktır. Ancak psikolojinin uzun yıllardır ortaya koyduğu önemli bir gerçek vardır:

İçsel olarak dengeli bir insanın, başkalarına zarar verme motivasyonu belirgin şekilde azalır.

Çünkü insan davranışı yalnızca ahlaki tercihlerden oluşmaz. Davranışlarımız aynı zamanda ihtiyaçlarımızın, korkularımızın, yetersizlik algımızın ve dünyayı nasıl yorumladığımızın bir sonucudur.

Dışarıdan baktığımızda kibir gibi görünen bir davranışın altında değersizlik hissi olabilir. Sürekli kontrol etme ihtiyacının altında güvensizlik bulunabilir. Öfkenin altında hayal kırıklığı, küçümsemenin altında ise kırılgan bir benlik saygısı olabilir.

Bu, davranışı haklı çıkarmaz.

Ama davranışın rastgele ortaya çıkmadığını anlamamızı sağlar.

Psikolog Carl Rogers, insanın temel eğiliminin gelişmek, üretmek ve sağlıklı ilişkiler kurmak olduğunu söyler. Buna göre kişi, kendisiyle uyum içinde yaşadığında savunmaya daha az ihtiyaç duyar. Başkalarını küçültmek, değersizleştirmek ya da incitmek; güçlü olmanın değil, çoğu zaman içsel dengenin bozulduğunun göstergesidir.

Benzer şekilde Abraham Maslow da ihtiyaçlar kuramında önemli bir ayrım yapar. İnsan, eksiklik duygusuyla hareket ettiğinde sahip olmaya, kontrol etmeye ve onay aramaya yönelir. Buna karşılık kendini gerçekleştirmeye yaklaşan bireyler, enerjilerini rekabet etmekten çok üretmeye, paylaşmaya ve anlam oluşturmaya harcarlar.

Bu yüzden dikkat ederseniz, gerçekten huzurlu insanlar sürekli birilerini alt etmeye çalışmaz.

İnsanları manipüle ederek üstünlük kurmaya ihtiyaç duymaz.

Küçük düşürmekten haz almaz.

İntikam üzerine kimlik inşa etmez.

Çünkü psikolojik olarak doyum hisseden bir insanın, kendi değerini başkasını değersizleştirerek kanıtlama ihtiyacı azalır.

Burada önemli olan nokta şudur:

Bir davranışın nedenini anlamak, o davranışın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir insanın neden öyle davrandığını anlayabilirsiniz.

Yine de onun davranışını kabul etmeyebilirsiniz.

Empati ile sınır koymak birbirinin alternatifi değildir. Aksine, sağlıklı sınırlar çoğu zaman insan davranışını doğru okuyabilen kişiler tarafından çizilir.

Belki de bu sözün anlatmak istediği şey tam olarak budur.

İnsanlar çoğu zaman sahip oldukları bilinç düzeyinden, duygusal kapasiteden ve içsel dengeden hareket ederler. İç dünyasında sürekli çatışma yaşayan biri, bunu istemese bile çevresine yansıtabilir. İç dünyasında huzur geliştirebilen biri ise aynı enerjiyi ilişkilerine taşır.

Bu nedenle mesele "iyi insanlar" ve "kötü insanlar" ayrımı yapmak değildir.

Asıl mesele şudur:

İnsan, içinde çoğalttığı şeyi dışarıya taşır.

Saygı içinde yaşayan saygı üretir.

Güven içinde yaşayan güven verir.

Sürekli tehdit algısıyla yaşayan ise çoğu zaman tehdit oluşturur.

Belki de bu yüzden, birinin size nasıl davrandığı kadar, o davranışın hangi içsel kaynaktan beslendiğini görebilmek de önemlidir.

Çünkü anlamak, sizi saf yapmaz.

Tam tersine, davranışları kişisel algılamadan değerlendirebilmenizi sağlar.

Ve bu bakış açısı, affetmekten önce özgürleştirir.

İyileşmek ve İyi Hissetmek Arasındaki Fark: İçsel Çocuğunuzla Tanışmak

  İyileşmek ve İyi Hissetmek Arasındaki Fark: İçsel Çocuğunuzla Tanışmak  Bir gün kötü hissedersiniz, bir şeyler yaparsınız — sevdiğiniz bir...