Blog Listem

27 Ağustos 2024 Salı

Fedakarlık Ödülleri

 "Bir insan her ne zaman gerçek bir fedakarlık yapsa, ilahi alem tarafından ödüllendirilir." 

 Ben buna inanır, bununla yaşarım. 


Arkadaşlarım! Selamlar...

 Kelime anlamıyla "fedakarlık" bir kişinin; insanlara, topluma, vatanına, milletine, ailesine karşılık beklemeden kendi insani ve vicdani ahlaki sorumluluğuyla yaptığı iyilik, yardım ve hizmettir. 

- Bu tanıma "doğa ve hayvanları" da eklemesem olmaz:) - 

Günlük hayatınızda karşılaştığınız şanslı olaylar var mı? Otobüse yetişemeyeceğinizi sandığınız bir zamanda yaşadığınız bir kolaylık sonrası yetişebilmeniz veya tanımadığınız insanların sizin için yaptığı küçük iyilikler var mı? 

Bu gibi güzel küçük olayları yaşayanlardansanız, yani "işleri rast giden kişilerdenseniz" muhtemelen siz de benim gibi hayata dair yaptığınız fedakarlıklar karşılığında ödüllendiriliyorsunuz. Bu ödüller her zaman maddi bir karşılıkla gelmese de tanımadığınız birinin sıcak bir gülümsemesi, iyi hissetmediğiniz bir günde kalbinizi ısıtmaya yetiyorsa şanslısınız. 

Tebrikler, hayatın tadını almayı biliyorsunuz. Yaşamdan keyif almanın, yaptığımız fedakarlıklarla doğru orantılı olduğunu fark ettim bugün. 

 Emek verdiğim bir ilişkide, herhangi bir talep zorunluluğu olmadan benim için fedakarlık yapıldığına şahit oldum bugün. Gerçek bir ilişki içinde olgun olmayı deneyimliyorum her geçen gün. Karşımdaki kişiyi ve kendimi zorlamadan, akış halinde kalarak güvenli bağlanmayı ve güvenli ayrılmayı öğreniyorum. Vedalaşırken ağlamıyorum mesela:) 

 Teoride iyileştirdiğim ruhumun, hayat ve ilişki içindeki pratikleriyle daha da iyileştiğini fark ediyorum. Çok başka mutluyum bugün! 

Görünenin ardındaki görünmeyeni artık görebildiğim için kendimle gurur duyuyorum.

En derin sevgilerimle,


20 Ağustos 2024 Salı

İlahi Aşk

 Merhabalar,

  Günlerdir tasavvuf ve ilahi aşk kavramlarına yönlendiriliyorum. Konfor alanımdan çıkıp topluma karışmak adına 2-3 günlük tatile çıktım ama kendimi bu iki kavramın içinde buldum. Görüştüğüm arkadaşlarım, uzun zamandır haber almadığım kişilerle bir araya geldim ve hepsinde "ilahi aşk ve tasavvuf" konuları karşıma çıktı. Hatta tam bu konunun işlendiği bir dans etkinliğine bile davet edildim. Evren tarafından ilgilenmem gereken şeyin bu olduğunu, bedensel hazların veya günlük ilişkilerin ötesine geçmem gerektiğini bir defa daha anladım. Şimdi sizlere bu iki kavramın hayatıma yansımasını öznel bir bakış açısıyla anlatacağım. 

 Çocukken de aşk konusunda gerçek olan nedir diye sıklıkla düşünürdüm. Mevlana'nın aşk tanımını severdim mesela, 7 öğüdünü uygulamaya çalışırdım hayatımda. 

 "İnsanı, insan olduğu için sevmek."

İşte benim aşk tanımım. Tamamen kapsayıcı ve evrensel, yaradan kavramını yaratılanın içinde görerek tam olarak sevmek. Her şeyi ve herkesi bir bütün olarak görmek ve onların içine kendimi dahil etmek, bir ve bütün olmak. Kendimi çok sevmek, haliyle bir ve bütün olduğum herkesi ve her şeyi de çok sevmek! 

 Ruhların birleştiği gerçek aşk orgazmını yaşadınız mı hiç? 

 Aslında hepimizin amacı o gerçek ilahi aşkı bulmak olmalı. Ruhlarımızın bir ve bütün olduğu o ruhsal birlikteliği bulabilmek. Hissedebilmek. Gerçek sadakati, güveni bu şekilde sağlayabiliriz. 

 Her şey mümkün! 

 Kendime inanıyorum, bir gün o ruhsal birliktelikle daha başka bir versiyonuma kavuşacağım. 

Bir yandan herkesi ve her şeyi bir bütün olarak sevmek, bir yandan da Dünya üzerindeki tek bir kişiyi olduğu ve olacağı tüm haliyle, özüyle ve varoluşuna hayran olarak sevmek. 

 Yoktan var edebilen ben, duygularımın esiri olmadan ruhumla seçmeye karar verdim. Ruhlarımız birbiri ile çoktan anlaştı, en doğru zamanda Dünya üzerinde de bu aşkı yaşamak niyetleriyle! 

 Hepimiz için, en iyi en yüce şekilde...Hayal edelim! 

İyi ki varsınız, ilahi aşkla bir ve bütün olalım...

Sevgiler, 



13 Ağustos 2024 Salı

Çiçekli Bir Dal

 Sevgili arkadaşlarım! 

İstediğimiz şeylere ulaşmak için zaman baskısı hisseden kişiler varsa aramızda, onlara sesleniyorum. Olması gereken her şey, tam da olması gereken zamanda olur. 

Kurumuş bir ağacın dallarında yeniden beliren çiçeklere sahip olmak gibi, o çiçeklerin ne zaman çıkacağını tahmin etmeye çalışmak gereksiz. 

Teslimiyette olmak nedir? 

Bu sorunun cevabını uygulamalı olarak anlatabilirim. Denize girin, ilerleyin veya iskeleden atlayın ve derinlerde olun. Ayaklarınız yere değmeyecek kadar derinlerdeyken derin bir nefes alın akciğerlerinizi doldurun ve sırt üstü uzanın denizin üstünde. Gözlerinizi kapatın, derin nefesler alın. Huzurlu bir andasınız. Tam olarak "teslimiyette olmak" işte budur. 

Teslimiyette olmazsanız, deniz sizi derinlere çeker. Boğulursunuz. 

Hayat da deniz gibi aynı, etrafınıza bakın... Boğulan onlarca insan var, fark etmiyorlar bile. Her gün her gün o hayatın içinde boğulmaktan ve sürekli olmayacak şeyler için uğraşmaktan yılmadan boğulmaya devam ediyorlar. Hayatı yaşamak bu sanıyorlar. 

Size sesleniyorum! Hayat denizinde boğulan güzel ruh arkadaşlarım. Gelin size hayat denizinde teslimiyette olmayı, gerçek mutluluğu ve anlamlı var oluşun anahtarını anlatayım. 

Teslimiyette olunca ne olur? 

Tadını alırsın, hayatın... Nefes almanın. Yaşadığın her bir anın. Varoluş içinde bir amacın olduğunu bilirsin, bu boşlukta süzülmek demek değildir. Tam tersi teslimiyet içinde amacına uygun ilerlemektir. Zorlanmadan, kolaylıkla, neşeyle ilerlemek! 

Teslimiyette olmak, istediğin bir şeyin ne zaman gerçekleşeceği endişesi duymamaktır. Zamansız olarak var olmaktır. 

Teslimiyet içinde, kurumuş dallarımın hepsinde çiçekler açmış olarak uyandım bu sabah! Hiç sormadım, ne kendime ne başkasına... Ne zaman açacak bu kuru dallardaki çiçeklerim diye. Teslimiyetteydim çünkü. Bilmenin ötesindeyim. 

İyi ki yanımdasınız, sevgiler hepinize.

7 Ağustos 2024 Çarşamba

Sohbet Yazısı

 Hayatımın düzenini oturtmaya çabalarken, elimdeki imkanları sistemli değerlendiremediğimi fark ettim. Buraya bir şeyler yazmayalı uzun zaman olmuş, bu yüzden kızdım da biraz kendime. 

 Hadi konuşalım! Sessiz konuşmayı çok özlemişim. 

 "Gelecek zaman ve geçmiş zaman" ilişkisi içindeyim şu sıra. Zaman kavramını araştırıyorum, olabildiğince detaylı yazılar okumaya ve farklı fikirler üzerinde çalışıyorum. 

Türkçe ifadeyle "gelecek" sanki yolda olup bize doğru gelen bir kavram hissi yaratıyor. Ama aslında gelecek yoksa ve her şey şu anda yaşanıyorsa, ne bizim ilerleyip gittiğimiz bir yer-durum veya olgu ne de onun bize doğru gelen bir varoluş hali olduğunu söyleyemeyiz diye düşünüyorum. 

 Gelecek hatırlama çalışmaları yapıyorken de iyi özümsedim bu kavramı. Biz sezgiseller, "gelecek hatırlaması" yapıyoruz. Çünkü geçmiş ile geleceğin herhangi bir farkı olmadığına inanıyorum. Şimdiki zamanda gerçekleşen durumlara bağlı olarak her an yeniden şekillendirdiğimiz ileriki yaşantımızı düşündüğümde hep heyecan içinde olurdum. Şimdi, geçmişi düşündüğümdeki nötr halimi koruyorum geleceği düşünürken de..çünkü ikisi de aynı şey. 

 Kendimi geçmiş ve gelecek izlenimlerinden alıp şu anda bulunduğum ana getirmeyi seviyorum. Aldığım nefesi varlığımın en derinlerinde hissederek anda yaşamaya bayılıyorum. Kendimizi düşünce akışlarından arındırmanın ilk basamak yöntemi "nefese odaklanmaktır." Çok kızgın, üzüntülü, stresli olduğunuzu hissettiğiniz anlarda her şeyden izole kalarak nefesinize odaklanmanız realiteyi değiştirmenize yardımcı olur. Realite değiştiğinde de bedenimizdeki hormonsal tepkimeler, manyetik bileşenler tekrardan değişen realiteye uygun şekilde oluşturulur. İşte tam o sırada, biz kendi realitemizi yaratmış oluruz. 

 Yaratıcılık bu kadar basit. pratik yaparken aksamalar olabiliyor, çalışarak yapamayacağımız hiçbir şey yok. Ben insanlık olarak bize, gelişimimize inanıyorum. Gelişmeyi reddedenlerin de zaten adapte olamayıp yok olacaklarını bildiğim için de doğanın gücüne hayran kalıyorum. 

 Hepsi birbiri ile o denli bağlantıda ki, bir yerden elinizi verseniz devamı gelecek. Sizi yüz üstü bırakmayacak ve hiçbir zaman için hayal kırıklığı yaşatmayacak. Çünkü saf bilinç. En masum, en saf, en huzurlu halimiz. 

 En başta geçmiş-gelecekten bahsederken konu akışına kapıldım. Huzurla boşlukta süzülürken buldum kendimi. Lafı daha fazla uzatmadan, sizi çok sevdiğimi söylemek isterim. 

 Kalbinizi ferah tutun, gelecek hatırlaması yaptım "her şey çok güzel"💖  

Sevgiler,

Aslı

5 Temmuz 2024 Cuma

Sonsuzluğun Ötesi İçimizdedir

 Don Miguel Ruiz'in "Ustaca Sevmek" kitabını okuyorum. Esinlenerek ve tanık göstererek kendi kalbimden geçenleri yazmak istedim. Aslında kitabın daha çok başındayım ama etkilendiğim kısımlarından, aklımda yeşeren tazecik umutlardan size bahsetmeden duramadım. 

 Ruiz, korku hastalığı sebebiyle hepimizin sahip olduğu iltihaplı yaralardan ve "duygusal beden" kavramının mikrop kapmış halinden bahsediyor. Korku hastalığının belirtileri arasında öfke, nefret, kıskançlık ve ikiyüzlülük gibi insana acı çektiren bütün duyguların varlığından bahsederken, ben zihnimde bir sürü iyileşme ihtimalini var ediyorum kendi kendime kitabı okurken. Yaptığım işin ne denli önemli olduğunu kavrıyorum Ruiz'in her bir cümlesinde.

 İnsan olarak, hepimiz bu dünyaya doğduk ve benzer acılar içindeyiz. Korkularımız, endişelerimiz, sancılarımız o kadar aynı ki. Olumsuz duygular içinde olmamızın yarattığı tahribat da çok benzer. Bazılarımız belki daha iyi saklıyor yaralarını, bazılarımız daha şeffaf... Hangisi doğru? Saklanmak mı her şeyden, herkesten...yoksa cesaret edip dik durmak mı tüm acılara rağmen, iyileşmek için adım atmak mı en zor sandığımız yerlerden? 

 Kandırmayalım kendimizi bence. Olabildiğince dürüst olalım. Korkmayalım artık mesela. Kendimiz için en doğru şeyi yaptığımızı biliyorsak derinlerde bir yerlerde, vazgeçmeyelim ondan. 

 Yaralarınızı görüp sizi iyileştirmek için elimi uzatıyorum, sizin yaralarınızı en çok kendi yaralarımdan tanıyorum. Gelin hep birlikte iyileşelim. Duygusal bedenimizdeki korku dolu yaraları iyileştirip çocuksu mutluluğa, koşulsuz sevginin en gerçek haline kavuşalım. 

 İnanıyorum ben, biliyorum her şey çok güzel olacak! Güzel, umut dolu yarınları birlikte var edeceğiz. 


28 Haziran 2024 Cuma

Yolda Olma Hali

Merhaba herkese! 

 Duygularımı yönetme yolculuğunda ilk fark ettiğim şey, her insanın, bir döngü içinde belirli ritimde devam eden ve kendi içinde sıralı olarak sürekli değişen duygulara sahip olmalarıydı. Birbiri ardına sıralanmış duyguların geçişli halini izlerken, onları birer vagona benzettim. Yaşadığımız birbirinden farklı olaylara rağmen, duygular benzer döngülere sahiptir ve her birinin bir başlangıcı ve sonu vardır. Duyguların bir yolculukta olduğunu gördüğümüzde anlarız ki, zihnin içinde gerçekliğe uygun olarak yaratılan duyguları birer vagona koyabiliriz ve onların akış döngüsünü gözlemleyebiliriz. Duygulara karşı sadece izleyici olabilmek de mümkün.

 Duyguları yaratabilen aslında biziz ve yaratabiliyorsak, onları istediğimiz gibi değiştirmek de bizim elimizde. Gün içinde, herhangi bir farklı gerçeklikle karşılaştığımız zaman, durum üzerinde uyanacak duyguyu ve o duygu içinde kaç saniye kalmamız gerektiğini de biz seçebiliriz. Geçen Nisan ayında Bodrum'da bir arkadaşımla otururken, bir adam tam gözümüzün önünde motordan düştü. Arkadaşım, kendisini bana yeni tanıtıyordu ve sanıyorum ki, diğer insanlara karşı duyarlı biri olduğunu düşünmemi istediği için düşen kişiyi gördüğünde, "aaaa bir şey oldu mu, umarım iyidir, tüh ya" gibi tepkiler verdi. Arkadaşım bu tepkileri verirken adam çoktan yerden kalkmıştı ve ben adamın motordan düşmesine karşı herhangi bir duyguya sahip değildim. Arkadaşımın verdiği tepkiler samimiyetsiz geldiği için de ona, "ölmedi sonuçta, ölse üzülürdüm, düştüğü için maksimum 1 dakika üzülürüm geçer" dedim. Arkadaşım da yüzüme baktı, "1 dakika çokmuş bence 30 saniye yeterli" dedi. Kendisi duygularını kontrol etmekte ve hangi duyguda kaç saniye kalacağını ayarlamakta o kadar iyiydi ki...ben de bu özelliği hemen ondan çaldım:) 

Peki ya istemsizce beliren ve içinden çıkamadığımız "kötü" duygular içindeyken ne yapacağız? 

 Negatif duyguları yönetmek her zaman kolay olmuyor, ama önce fiziksel sağlığımıza bakmalıyız. Hormonlarımız dengeli olmadığında, kan değerlerimiz iyi olmadığında veya tiroid sorunları yaşadığımızda çok mutsuz hissedebiliriz. Üst üste mutsuzluk yaşadığınızı hissederseniz mutlaka doktora danışın. Sağlık sorunlarınız olmadığı varsayımı dahilinde kötü duygular içindeyseniz, negatifliğin içinde derinleşmek yerine, doğal akışınızda hayat içinde ilerlerseniz o kötü duyguların kendiliğinden yok olacağını bilmenizi isterim. Çünkü duygular sürekli değişir. Bunun bilincinde olmalı ve hiçbir zaman durup geçmesini beklememeliyiz. Sürekli hareket halinde, sürekli ilerleme halinde olmalıyız. Duyguları yönetebilmenin bir diğer kuralı "durmadan ilerlemektir." Bu bahsettiğimi sadece fiziksel ilerlemek olarak düşünmeyin, zihinsel ilerlemeyle kendinizi durmadan geliştirdiğinizde önünüzde bambaşka bir pencere açılıyor. Belki birden fazla pencere, hatta çok daha fazla kapılar açılıyor. Bana güvenin:)

Aynı zamanda, akış içinde ilerlerken her zaman pozitif, olumlu, neşeli olmayı beklemek gerçeklik dışıdır. Pozitif bakış açısına sahip olunmalı ama realiteden uzaklaşmadan, gerçekleri görerek ve iyi yöneterek hareket edilmelidir. Bazen kişisel gelişim işleri, diğer insanlar üzerinde "gerçeklik dışı bir pozitiflik" şeklinde algılanıyor. Ben bu algıya katılmıyorum. Tam tersi, bir insan kişisel gelişimle ilgilenerek gerçekliğe yaklaşır. Gerçekte kim olduğunu tanır ve kendini tanıyan insan, diğer insanları da kolayca tanıyabilir...böylece ilişkilerini geliştirir. Özünde hepimizin ne kadar benzer olduğunu fark eder ve farklılıklarımızla bir bütün olduğumuzu görür. 

 Yine bir zamanlar, araba yolculuğundayken tanıdığım biri "kişisel gelişimle çok ilgilenen insanların zamanla özgüven eksikliği yaşadığını" söylemişti. Bu fikre de kesinlikle katılmıyorum. Kişisel gelişimle çok ilgilenip kitaplar yazan, önemli programlara katılıp topluluklara hitap edebilen insanlar...kesinlikle özgüvensiz değiller:) 

 Yazının sonuna doğru yaklaşırken tekrar belirtmek isterim ki, insan hayat içinde sabit durduğunda (zihnen veya bedenen ilerlemek-değişmek-dönüşmek istemediğinde) kendisini ölüme terk etmiş gibidir. İnsan, hevesleri, mutlulukları, merakları olan canlı bir organizmadır ve sürekli hareket halinde olmalıdır. Hareket ettiği yönde, güzel ve iyi şeylere odaklanmalıdır. Daha çok sevmeli, daha çok aşık olmalı, olmadığını gördüğü bir ilişki içinde iletişime devam etmemeli ve hayat içinde oyalanarak zaman kaybetmemelidir. Çünkü, şu anki bilincimizle sahip olduğumuz sadece "bir yaşam döngüsü" içindeyiz ve süreç yeniden yeniden, durmadan devam ediyor. İlişkiler konusunda ise genellikle kendinizde eksik gördüğünüz şeyleri dışardan tamamlama ihtiyacı içine girip başka biriyle olmayı tercih ediyorsunuz. Aslında siz ne kadar tam olursanız, karşı tarafın sahip olduğu, onda sevdiğiniz ve beğendiğiniz özellikleri kendinizde yarattığınızda aslında ona pek ihtiyacınız olmadığını fark edeceksiniz. Birini seviyorsanız düşünün, "onun sahip olduğu neyi seviyorum?" Onun size sağladığı faydayı seviyorsanız, hemen kalkın ve o faydayı kendi kendinize sağlamanın bir yolunu bulun. Çünkü birine karşı duyulması gereken sevgi, "koşulsuz sevgi" bu değil. Koşulsuz sevgi, birinin varoluş halini hiçbir kişisel fayda sağlamaksınız sevmek demektir. Siz hiç Dünya'nın başka ucunda olan birini mutlulukla nefes alıyor diye sevdiniz mi? Ben sevdim:) 

 Konuyu iyice dağıtmadan burada kapatıyorum.

 Hayat içinde hiçbir şeyin garantisi yoktur ve o belirsizlik hissi insanı yaşama bağlı tutar. Bizler yeter ki kendimiz olarak var olalım, erdemlerimizi yansıtmaktan vazgeçmeyelim. Mutlu olmak için, neşeli olmak için çok fazla ihtimal olduğunu bilelim, her gün yeniden bambaşka güzel hislere uyanmaya niyet edelim. Yeter ki yolda olma halinden vazgeçmeyelim. 

 Yolda olmak, yaşam içinde var olmak demektir.                                                                                       Sevgiyle yaşayalım ve sevgiyle her zaman yolda olalım!


21 Haziran 2024 Cuma

Finansal Limitlerden Özgürleşmek - Bolluk Bilincine Geçmek

Herkese Merhaba,

 Bugün olabildiğince gerçekçi bir yaklaşımla bolluk bilincine geçmek hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Şimdiki zamanda hemen hemen herkesin evinde "ben zenginim" ile başlayan olumlama cümleleri yazdığı afirmasyon defteri vardır. Sayfalarca afirmasyon cümleleri ile doldurulmuş defterler, bilinçaltını kodlamak için bir adım olarak düşünülebilir. Kişisel fikrime ve deneyimlerime dayanarak, bunun tek başına yeterli olmadığını söylemeliyim. Bilinçaltınızı, olumlama cümlelerini sayfalarca yazarak değiştirmeniz mümkün değil. Özellikle bolluk, bereket ve para akışı gibi enerjileri hayatınıza dahil etmek için blokajlardan özgürleşmek ve paraya kavuşmaya engel olan kök inançları tespit edip değiştirmek gerekiyor. Yine kişisel deneyimlerimden yola çıkarak söylemeliyim ki, bunlar için "ThetaHealing" tekniklerinin kullanılmasını öneriyorum. 
 
  Bireysel olarak, herhangi bir teknikten faydalanmadan yapabileceğimiz nelerdir diye soracak olursanız da bahsetmek isterim ki, para sıkıntısı çektiğiniz ve hayatınızda bir şeyleri sınırlamak zorunda kaldığınız zor dönemlerde, hareket özgürlüğünüzü kaybettiğinizi ve sıkıştığınızı hissettiğinizde ilk olarak, evrende bolca olan şeylere odaklanıp zihninizi rahatlatın. En önemli bolluk, hayatın doluluk duygusudur. Günlerinizi dolduracak, para aracılığıyla yapılmayan basit aktivitelere yönelin. Caddelerde yürüyüş yapmak gibi, güzel bir çiçekçinin önünden geçerken o dükkanın içinde bolca bulunan çiçeklere bakıp kalbinizde o bolluğun hayranlığını hissedebilirsiniz. Evinizin yakınlarında bulunan bir parkta oturup etrafta bolca bulunan güzel sokak hayvanlarına bakıp yine o bolluğa ve güzelliğe odaklanabilirsiniz. (Özellikle yaz aylarında, sokak hayvanlarına su vermeyi unutmayalım.) 
 Böylelikle, evrende zaten doğal olarak fazlaca bulunan şeylere odaklandığınızda, banka hesabınızdaki kısıtlılık düşüncesinden bir süreliğine de olsa uzaklaşmış oluyorsunuz. Banka hesabınızdaki paraya bakıp "pek bir şeyim kalmadı düşüncesi" insanın üzerinde eksiklik hikayesi yaratmaya başlar. Bunu kafamızdan soyutlamak için sizlere önerim, bolluk içinde olduğunuz alanlara odaklanmanız. Derin bir şükran duygusu hissederek o bolluğu yaşamanız, zihninizdeki eksiklik hikayesini nötr hale getirir. Nötr duruma gelmiş bilincimizle bir sonraki adıma geçebiliriz. 

 - "Eyleme geçmek" adımı.

 Nötr hale gelmiş bilinçle ilk olarak eylem şekillerinize bakın. Para size geldiği zamanlarda ona karşı nasıl davrandığınıza, para harcama yönetimine ve bilgisine sahip olup olmadığınız veya para akışını sürdürülebilir halde yaratabilmek için daha fazla kaynak oluşturmak adına eylem planlarınızın neler olacağı hakkında düşünmeniz gerekir. Bolluk duygusunun yaşamınıza tezahür etmesini istediğiniz her ne ise (para dışında sevgi, aşk da olabilir) bolluk duygusunun o duruma akması için eylemlerle birleştirilmesi gereklidir. Para konusu için düşünecek olursak mutlaka daha fazla bolluk elde etmek için yapmak istediğiniz, yapabileceğiniz bir iş vardır. Manifest yöntemlerinden hangi tekniği kullanırsanız kullanın, bir tür eylemle (işle) birleştirerek yaparsanız yüksek seviyede bolluk üretebilirsiniz. 

 Sevgiler,  

İyileşmek ve İyi Hissetmek Arasındaki Fark: İçsel Çocuğunuzla Tanışmak

  İyileşmek ve İyi Hissetmek Arasındaki Fark: İçsel Çocuğunuzla Tanışmak  Bir gün kötü hissedersiniz, bir şeyler yaparsınız — sevdiğiniz bir...