Don Miguel Ruiz'in "Ustaca Sevmek" kitabını okuyorum. Esinlenerek ve tanık göstererek kendi kalbimden geçenleri yazmak istedim. Aslında kitabın daha çok başındayım ama etkilendiğim kısımlarından, aklımda yeşeren tazecik umutlardan size bahsetmeden duramadım.
Ruiz, korku hastalığı sebebiyle hepimizin sahip olduğu iltihaplı yaralardan ve "duygusal beden" kavramının mikrop kapmış halinden bahsediyor. Korku hastalığının belirtileri arasında öfke, nefret, kıskançlık ve ikiyüzlülük gibi insana acı çektiren bütün duyguların varlığından bahsederken, ben zihnimde bir sürü iyileşme ihtimalini var ediyorum kendi kendime kitabı okurken. Yaptığım işin ne denli önemli olduğunu kavrıyorum Ruiz'in her bir cümlesinde.
İnsan olarak, hepimiz bu dünyaya doğduk ve benzer acılar içindeyiz. Korkularımız, endişelerimiz, sancılarımız o kadar aynı ki. Olumsuz duygular içinde olmamızın yarattığı tahribat da çok benzer. Bazılarımız belki daha iyi saklıyor yaralarını, bazılarımız daha şeffaf... Hangisi doğru? Saklanmak mı her şeyden, herkesten...yoksa cesaret edip dik durmak mı tüm acılara rağmen, iyileşmek için adım atmak mı en zor sandığımız yerlerden?
Kandırmayalım kendimizi bence. Olabildiğince dürüst olalım. Korkmayalım artık mesela. Kendimiz için en doğru şeyi yaptığımızı biliyorsak derinlerde bir yerlerde, vazgeçmeyelim ondan.
Yaralarınızı görüp sizi iyileştirmek için elimi uzatıyorum, sizin yaralarınızı en çok kendi yaralarımdan tanıyorum. Gelin hep birlikte iyileşelim. Duygusal bedenimizdeki korku dolu yaraları iyileştirip çocuksu mutluluğa, koşulsuz sevginin en gerçek haline kavuşalım.
İnanıyorum ben, biliyorum her şey çok güzel olacak! Güzel, umut dolu yarınları birlikte var edeceğiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder