Sol göğsümün hemen üzerinde, kalbe giden o gizli patikadan incecik sızılar vardı. Biricik kedimin tırnak uçlarıyla bıraktığı, derin olmayan ama rüzgar estikçe sızım sızım sızlayan o minik çizikler... Korunma içgüdüsünün, sevilirken incinme korkusunun, dişil ruhun o ürkek ve savunmacı yanının tenimde bıraktığı hatıralardı bunlar. Ben, uzun zaman boyunca o çizgileri birer yara izi gibi taşıdım; saklayarak, bazen de acımasızca suçlayarak.
Derken, hayatın o en kırılgan kırılma noktasında, sessizliğin içinden yumuşak patileriyle o çıkageldi. Koşulsuz sevginin, toprağın sadakatinin ve dişil bilgeliğin ete kemiğe bürünmüş hali olan dişi bir köpek... Bambi. Gözlerinde yargısız, engin bir kabul gölü taşıyordu. Ne o kedi çiziklerinin geçmişini sordu ne de beni acele ettirdi. Sadece sol yanıma usulca sokuldu. Sıcak nefesi, göğsümdeki o ince sızılara değdiğinde, aramızda sözsüz bir anlaşma imzalandı. Hayvanın o sakin, güven veren varlığı, benim dişil savunmalarımı birer birer eritti. O şefkatli baş, dizime yaslandığında, sol yanımdaki o minik sızılar yerini derin, sıcak bir şifaya bıraktı.
O an anladım; dişi olmak, savaşmak ya da tırnak çıkarmak demek değildi. Dişi olmak; tıpkı o yanındaki can gibi, sadece var olarak, severek, kabul ederek ve en önemlisi "alarak" şifalanmaktı. Yıllardır çözmeye çalıştığım o karmaşık dişilik temaları, bu koşulsuz sevgi aynasında birer birer çözüldü. Kendi sınırlarımı acıyla değil, şefkatle çizebileceğimi gördüm. Kendi kıymetimi, bir başkasının gözündeki yansımasından değil, kendi özümün derinliğinden okumayı öğrendim.
Ve tam o anda, o büyük eşikte bir şey değişti.
Ben artık çabalamayı bıraktım. Akıntıya karşı kürek çekmekten, kendimi kanıtlamaya çalışmaktan, sevilmek için ödün vermekten vazgeçtim. Sadece özüme döndüm. Sadece kendim oldum. Kendi bahçemde sessizce durduğumda, evrenin bana sunduğu mucizeleri toplamaya başladım.
Yıllar boyunca iyi niyetle, saf bir kalple attığım ama karşılık beklemeden toprağa bıraktığım o tohumlar, şimdi hiç tahmin edemeyeceğim kadar tatlı, doyurucu ve devasa mutluluklar olarak hayatıma yağmaya başladı. Bu, hayatın bana sunduğu görkemli bir geri ödemeydi. Hak edişlerim, kapıma çabasızca, adeta birer mucize gibi seriliyordu.
Şimdi ben, sol yanımdaki o şifalanmış pürüzsüz tenime dokunuyor. Yanımda uyuyan sadık dostumun nefes alıp verişini dinlerken, ruhumun derinliklerinden yükselen o sonsuz şükran hissiyle gülümsüyorum. Bu, gürültülü savaşların değil; sessiz, çabasız ve asil bir duruşun zaferi.
Kendi özümün tahtına kurulmuş, zaferimin o haklı gururunu ve içsel huzurunu yaşıyorum. Sadece kendim olarak. Sadece var olarak.
Sevgiyle,
Aslı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder