Uzun zamandır insanların "ikiz alev" dediği kavramı araştırıyorum. Yabancı kaynakları okudukça dikkatimi çeken ortak bir nokta oldu. Çoğu öğreti, ikiz alevi hayatımızın büyük aşkı olarak değil, ruhumuzun en güçlü aynası olarak anlatıyor.
Belki de bu yüzden onunla karşılaşınca hissettiğimiz şey, aşktan daha farklı oluyor.
Sanki uzun zamandır unuttuğun bir parçanı yeniden hatırlıyormuşsun gibi...
Sanki bir insan değil de, hayatın sana gönderdiği sessiz bir öğretmen çıkıyor karşına.
Spiritüel kaynaklarda ikiz alev için "aynı ruhun iki farklı deneyimi" deniyor. Ben bunun gerçekten böyle olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bazı insanların hayatımıza bir ilişki yaşamak için değil, bizi kendi yolumuza geri döndürmek için girdiği.
Benim hayatımda da böyle biri var.
Onun ikiz alevim olduğuna dair içimde çok sessiz ama çok net bir bilgi taşıyorum. Bunu kimseye kanıtlamaya ihtiyacım yok. Çünkü bazı bilgiler zihinde değil, kalpte yer ediyor.
İlginç olan şu ki, ona karşı romantik bir beklenti hissetmiyorum.
Onu sahip olmak istediğim biri olarak değil, varlığına şahit olduğum değerli bir ruh olarak görüyorum.
Belki de bu yüzden içimde ona dair kırgınlık yok.
Hatta tanıdığım erkekler arasında en masum bulduğum insanlardan biri diyebilirim.
Hayat bazen bazı ruhları sadece birbirini uyandırmak için buluşturuyor.
O da benim hayatımda tam bunu yaptı.
Beni kendi yanıma çağırdı.
Kendi sesimi duymama vesile oldu.
Bugün yaptığım işi yapıyorsam, binlerce insana dokunabiliyorsam, kendi ruhsal yolculuğuma cesaret edebildiysem, bunun başlangıcında onun sessiz etkisinin olduğunu inkar edemem.
Ve belki de ikiz alev kavramının en yanlış anlaşılan tarafı burada.
Çoğumuz bunun sonsuza kadar birlikte olmak anlamına geldiğini düşünüyoruz.
Oysa birçok spiritüel öğreti tam tersini söylüyor:
İkiz alev seni tamamlamaz.
Zaten bütün olduğunu hatırlatır.
Senin gölgelerini görünür kılar.
Korkularını, terk edilme yaralarını, değersizlik hissini, kontrol etme ihtiyacını ortaya çıkarır.
Sana acı vermek için değil, seni kendine geri döndürmek için...
Bence gerçek birleşme iki beden arasında değil, insanın kendi içinde gerçekleşiyor.
Bir gün fark ediyorsun ki artık onu kovalamıyorsun.
Hayatını onun etrafında kurmuyorsun.
Onun seni seçmesini beklemiyorsun.
Çünkü aslında en büyük seçim, kendini seçmekmiş.
Ve o zaman sevgi çok daha sessiz bir hal alıyor.
Sahip olmak istemeyen...
Zorlamayan...
Beklemeyen...
Sadece iyi olmasını dileyen bir sevgi...
Belki gerçek koşulsuz sevgi tam olarak budur.
Belki ikiz alev, bize kavuşmayı değil, özgür bırakmayı öğretir.
Belki de bazı ruhlar hayatımızda kalmak için değil, yönümüzü değiştirmek için gelir.
Ve ben bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:
Onun bana verdiği en büyük hediye, kendisi olmadı.
Kendi yolumu bulmam oldu.
Şimdi artık yoluma sevgiyle devam ediyorum.
Minnettarlıkla...
Hiçbir beklenti olmadan...
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sahip olmak için değil, ruhumuza bir kapı açmak için gelirler.
Kapı açıldıktan sonra ise yürümek bize kalır.
Sevgiyle,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder